Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

Günümüz hatta travesti camiasının en büyük problemleri haline gelen bir konu aslında cinsiyet eşitsizliği. İstanbul ve Ankara travestileri başta olmak üzere bu konu hakkında devlet ve insanlardan hep olumsuz yanıtlar almışlardır.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği günlük hayatta birçoğumuzun fark etmediği belki farkında olmaktan kaçındığı fark ettiği halde duyarsız kaldığı, duyarsız kalmak istemediği halde çözüme ulaşmak adına ne yapacağını, nereden başlayacağını bilmediği büyük bir modern toplum sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

travestiler için cinsiyet eşitsizligi

1. Toplumsal Cinsiyet ve Buna Dayalı Olarak Ortaya Çıkan Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Nedir?

En yalın tanımı ile toplumsal cinsiyet, toplum normları bağlamında bireyin cinsiyet özellikleri göz önüne alınarak kendisine yüklenen toplumsal sorumlulukları ifade eder. Elbette bu cinsiyet rolleri her toplumun kendi tarihsel ve kültürel gelişimi içinde şekillenerek farklı görünüşlerle karşımıza çıkar. Toplumdan topluma farklılık gösterse dahi, nihayetinde toplumsal cinsiyet rollerinin belirli kalıplar içinde bireylere dayatılması beraberinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğini getirmektedir. Bu eşitsiz düzen, toplumun cinsiyetler için biçtiği kalıplarına uymayan, diğer cinsiyetin rollerini içselleştiren/içselleştirmek isteyen veya kendini herhangi bir cinsiyete ait hissetmeyen bireylerin toplum hayatından dışlanması, ötekileştirilmesi sonucunu doğurmaktadır.
İkili cinsiyet sisteminin varlığını kabul edenlere göre, bireyin doğumu ile birlikte cinsiyetler için belirlenmiş normlar bireyin üzerinde tahakküm kurmaya başlar. Öyle ki, Simone de Beauvoir ikinci cins (The second sex) adlı kitabında, ‘’Kadın doğulmaz, kadın olunur.’’ Diyerek bu durumu ilk defa ifade etmiştir. Burada anlatılmak istenen kadının üzerine giydirilmiş bir kadınlık, erkeğin üzerine giydirilmiş bir erkeklik olduğudur. Bireyin doğumu ile birlikte cinsiyeti bağlamında rolleri kendisinden önce belirlenir. Bir bakıma birey, dış dünyada ondan önce var olan bir gerçekliğin içine doğar. Peki çoğumuz için sıradan görülen, artık içselleştirmiş olduğumuz bu eşitsiz düzenin bireye verdiği zararlar nelerdir?

2. Eşitsiz Düzenin Olumsuz Getirileri

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğum ile birlikte bireylere yüklenen sorumluluklardan kaynaklandığından yukarıda bahsetmiştim. Bu eşitsizlik, Türkiye toplumu açısından düşünüldüğünde, kadın üzerinde kendini göstermektedir. Öyle ki kadın ve kadınlık kavramı toplumsal hayatta daima geri planda tutulan, daima birilerinin namusu olarak görülen, hatta belki bahsedilmekten korkulan bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki bir şeyin kötü yapıldığını ifade etmek için ‘’kız gibi, karı gibi’’ tanımlamaları tercih ediliyor. Öte yandan, bir işin hakkıyla yapıldığını belirtmek için ’’adam gibi’’ ifadesi kullanılıyor. Bir şeyi doğru düzgün yapabilmek için ‘’adam akıllı’’ olmak gerekiyor. Basit gibi görülse de cinsiyet eşitsizliğinin dilde başladığına inanıyorum. Hatta kadının sosyal hayatta ve iş hayatında geri planda kalmasını buna bağlıyorum. Çünkü biz bu ifadeleri kullanarak kadının elinden çıkacak işin erkeğin yapacağı işle kıyaslanamayacağı ön kabulü ile hareket ediyoruz. Bir şeyi ‘’kız gibi’’ yapmanın kötü olduğu bilinci ile yetişen kız çocukları da ileriki yaşlarında yaptıkları herhangi bir şeyin asla bir erkeğin yaptığı kadar iyi olamayacağını düşünüyor. Bu bilinçle yetiştirilmeyen kız çocukları dahi sosyal hayatta ve iş hayatında sık sık cinsiyet eşitsizliği sebebi ile sorunlar yaşıyor. Bu sebeple birçok kadın iş hayatından kendin soyutluyor, üretime katılmaktan geri duruyor. Hatta ileri boyutta ev içi emeği de görünmez hala geliyor. Bu eşitsiz düzeni, cinsiyetler açısından eşit bir düzlemde nasıl tekrar inşa edebiliriz?

3. Basit Ama Etkili Bir Yöntem Olarak Cinsiyet Eşitsizliği Yeniden İnşa Etmekten Kaçınmak

Bizler her yeni söylem ile toplumsal cinsiyeti sürekli olarak yeniden inşa ediyoruz. Bu söylem inşası ile birlikte travesti, kadınlık ve kadının emeği sürekli olarak değersizleştiriliyor. Uygulaması son derece basit bir yöntem olarak dilimizi eşitlikçi bir konuma getirirsek bu sorunun büyük ölçüde çözülebileceğini düşünüyorum. Sonuç itibariyle dil insanın en önemli iletişim aracı olarak karşımıza çıkar, dildeki cinsiyetçi söylemleri yok etmek, bir bakıma yeni bir gerçeklik yaratmak olacaktır. Bu yeni gerçekliği cinsiyetler arası eşitlik üzerine kurabilirsek kadınlık toplum içinde hak ettiği değeri görebilecektir. Çünkü insan dil aracılığı ile ifade edemediği herhangi bir şeyi düşünebilecek konumda değildir.
Eşitliksiz dilin kadınlar için yıkıcı etkisini azaltmak adına dilimizi düzeltmek için bilinçlenelim ve çevremizi de bilinçlendirmek için birlikte çalışalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir